"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
1. Taraflar arasındaki “kurum zararı nedeniyle tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, ... Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın reddine ilişkin karar, davacı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 4. Hukuk Dairesince önce onanmış, davacı vekilinin karar düzeltme istemi üzerine yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:
4. Davacı vekili dava dilekçesinde; ... ili, ... ilçesi, ... Köyü’nde bulunan 50.000 m²'lik alandaki taş ocaklarının izinsiz olarak kullanıldığının ihbar edilmesi üzerine müvekkili idarece inceleme yapıldığını, Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı Maden İşleri Genel Müdürlüğünden alınan bilgiler doğrultusunda davalının ruhsatsız şekilde faaliyette bulunduğunun anlaşıldığını, davalı ile aralarında rödevans sözleşmesi bulunan ... Maden İnşaat Makine Taahhüt Ticaret Ltd. Şti.’nin madencilik ruhsatına sahip olduğunu, ancak maden ruhsatı altında haksız ve dayanaksız olarak taş ocağı malzemesi alındığını ileri sürülerek 1998 yılında 206.966,04TL, 1999 yılında 243.096,51TL, 2000 yılında 957.768,11TL, 2001 yılında 1.305.169,28TL, 2002 yılında 1.853.022,67TL ve 2003 yılında 2.720.180,92TL olmak üzere toplam 7.286.203,55TL malzeme bedelinin tahakkuk ettiği tarihlerden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Cevabı:
5. Davalı vekili cevap dilekçesinde; zamanaşımı süresinin dolduğunu, davaya konu taşınmazın Hazine arazisi olmayıp 1992 yılından itibaren ... adına kayıtlı özel mülkiyet arazisi olduğunu, bu hususun ... Asliye Hukuk Mahkemesinin 2005/245 E. sayılı dosyasında yapılan keşifle tespit edildiğini, ayrıca ilgili Bakanlığa başvurulduğunu ve mermer sahası işletilmek üzere “...” no’lu ruhsatın alınarak 1987 yılında üretime başlandığını, Devlet hakkının ödendiğini, aynı yer ve konuya ilişkin ... Asliye Hukuk Mahkemesinin 2010/108 E. sayılı dosyasında yargılama yapıldığını ve yargılama sonucunda davanın reddedildiğini, kararın temyiz ve karar düzeltme aşamalarından geçerek kesinleştiğini, bu konuda ... Asliye Hukuk Mahkemesinin 2009/400 E. sayılı dosyasında ve bu dosya ile birleşen dosyalarda yapılan yargılama sonucunda da davaların reddine karar verildiğini, faaliyetlerin geçerli sözleşmelere dayanılarak yapıldığını ve ecrimisil talep edilemeyeceğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
İlk Derece Mahkemesi Kararı:
6. ... Asliye Hukuk Mahkemesinin 22.01.2015 tarihli ve 2010/128 E., 2015/7 K. sayılı kararı ile; hükme esas alınan bilirkişi raporlarına göre ocaktan çıkartılan taş, kum, çakıl ve toprak gibi malzemelerin ne kadarının ruhsatlı 357 no’lu parselden ne kadarının bu parsel haricinden alındığının tespitinin mümkün olmadığı, davacının sunduğu bilançolardan da bu durumun anlaşılamadığı, aynı mahiyette bulunan ... Asliye Hukuk Mahkemesinin 2009/400 E. sayılı dosyasında ve birleşen dosyalarda da davaların reddine karar verildiği ve kesinleştiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Özel Daire Bozma Kararı:
7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekilinin temyiz isteminde bulunması üzerine Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 22.02.2016 tarihli ve 2015/3036 E., 2016/2173 K. sayılı kararı ile kararın onanmasına karar verilmiş, bunun üzerine davacı vekili karar düzeltme isteminde bulunmuştur.
8. Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 09.01.2017 tarihli ve 2016/7324 E., 2017/75 K. sayılı kararı ile; “…1-Temyiz ilamında bildirilen gerektirici nedenler karşısında Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun değişik 440. maddesinde sayılan nedenlerden hiç birine uygun olmayan davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan karar düzeltme istemleri reddedilmelidir.
2-Davacının diğer karar düzeltme isteklerine gelince;
Dava, davacı idareye ait taşınmazdan çıkarılan maden bedelinin tazmini istemine ilişkindir. Mahkemece; davanın reddine dair verilen karar, Dairemizin 22/02/2016 gün ve 2015/3036 - 2016/2173 sayılı ilamı ile onanmış ve davacı vekili karar düzeltme isteminde bulunmuştur.
Davacı idare; ... ili ... ilçesi ... köyündeki 50000 m² alanda bulunan taş ocaklarının denetimsiz ve izinsiz olarak kullanıldığının ihbar edilmesi üzerine mahallinde yapılan incelemede, davalının Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan taşınmaz üzerinde izinsiz maden çıkardığının anlaşıldığını belirterek izinsiz alınan malzeme bedelinin davalıdan tazmini isteminde bulunmuştur.
Davalı, dava dışı maden şirketi tarafından Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı Maden İşleri Genel Müdürlüğü'ne başvurulduğunu ve mermer sahası işletilmek üzere ... no'lu ruhsatın alınarak 1987 yılında üretime başlandığını, söz konusu şirket tarafından rödövans sözleşmesi ile işletme izninin kendilerine devredildiğini ve gerekli Devlet hakkının ödendiğini beyanla istemin reddi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece, davacı tarafından davalının Hazine arazisinin ne kadarlık bölümüne müdahele ettiğinin açıklanmadığı gibi mahallinde teknik yönden tespit edilmesinin de mümkün olmadığı, davacının sunduğu bilançolara göre gayrisafi satış hasılatı bedelinin dikkate alınarak değerlendirme yapılmasının bilimsel olmadığı ve hakkaniyete de uygun bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
3213 sayılı Maden Kanunu'nun 46. maddesine, 05/06/2004 tarihinde yürürlüğe giren 5177 sayılı "Maden Kanununda ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun"un 20. maddesi ile eklenen "Hazinenin özel mülkiyetinde veya Devletin hüküm ve tasarrufundaki yerlerde yapılan madencilik faaliyetleri için bu Kanunun yürürlük tarihinden sonra kira, ecri misil alınmaz." fıkrası gereğince 05/06/2004 tarihinden sonra kullanım bedeli istenemez ise de yapılan incelemede; davacının isteminin belirtilen yasa değişikliği öncesi döneme ait olduğu ve 3213 sayılı Maden Kanunu 46/1 maddesine dayalı olarak kullanım bedelinin talep edilebileceği anlaşılmıştır.
Davalı maden ruhsatı ile faaliyette bulunmuş olmakla birlikte, dava konusu hazine adına kayıtlı bulunan yerleri kullanabilmek için davacıyla anlaşıp kiralama yapmış veya izin almış değildir. Mahkemece açıklanan yönler gözetilerek, 3213 sayılı Maden Kanunu'nun 46. maddesinde değişiklik yapılmasından önceki döneme ait kullanım bedeli talep edebileceğinden mahkemece bu döneme ait gerekli hesaplamalar yapılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yerinde olmayan gerekçeyle yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya uygun olmadığından hükmün bozulması gerektiği sonucuna varılmıştır. Ne var ki, mahkeme kararı dairemizce onanmıştır. Açıklanan nedenlerle davacının karar düzeltme istemi kabul edilmeli, 22.02.2016 gün ve 2015/3036 - 2016/2173 karar sayılı onama kararı kaldırılmalı ve karar açıklanan nedenlerle bozulmalıdır…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.
Direnme Kararı:
9. ... Asliye Hukuk Mahkemesinin 22.02.2018 tarihli ve 2017/100 E., 2018/82 K. sayılı kararı ile; önceki karar gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:
10. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
11. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacı idareye ait taşınmazdan çıkarılan maden bedelinin tazmini istemine ilişkin eldeki davada, davacı idarenin 3213 sayılı Maden Kanunu’nun 46/1. maddesine dayalı olarak kullanım bedeli talep edip edemeyeceği noktasında toplanmaktadır.
III. GEREKÇE
12. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konuyla ilgili kavram ve yasal düzenlemelerin irdelenmesinde yarar vardır.
13. 3213 sayılı Maden Kanunu’nun 1. maddesinde Kanunun amacı düzenlenmiştir. Buna göre “Bu Kanun madenlerin milli menfaatlere uygun olarak aranması, işletilmesi, üzerinde hak sahibi olunması ve terk edilmesi ile ilgili esas ve usulleri düzenler.” hükmü mevcuttur. Aynı Kanun’un 4. maddesinde ise; madenlerin Devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu belirtilmiştir.
14. Hazinenin özel mülkiyetinde veya Devletin hüküm ve tasarrufundaki yerlerde yapılan madencilik faaliyetlerinin ne şekilde yürütüleceği ise Maden Kanunu’nun 46. maddesinde “İrtifak, intifa hakkı ve kamulaştırma” başlığı altında yer almıştır. Maddenin 1. fıkrasında; “Maden arama dönemi içerisinde arama sahası özel mülkiyete konu gayrimenkul üzerinde kullanma amacına münhasır olmak üzere belli süreler için madenci, Genel Müdürlüğe müracaat ile irtifak ve/veya intifa hakkı tesisi isteyebilir.” düzenlemesi mevcuttur. Aynı maddenin 05.06.2004 tarihinde yürürlüğe giren 5177 sayılı Kanun’un 20. maddesi ile eklenen 10. fıkrasında ise; Kanun’un yürürlük tarihinden sonra Hazinenin özel mülkiyetinde veya Devletin hüküm ve tasarrufundaki yerlerde yapılan madencilik faaliyetleri için kira ve ecrimisil alınamayacağı hususu kabul edilmiştir.
15. Gelinen aşamada üzerinde durulması gereken bir başka konu da “ispat yükü” kavramıdır.
16. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 6. maddesinde “İspat yükü” başlığı altında “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.” hükmü düzenlenmiştir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) “İspat yükü” başlığını taşıyan 190. maddesinde de; “(1) İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. (2) Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir.” şeklinde benzer bir düzenlemeye yer verilmiştir.
17. Bu açıklamalar ve yasal düzenlemeler ışığında somut olay incelendiğinde; 01.10.1999 tarihinde Maliye Bakanlığı Milli Emlak Genel Müdürlüğüne verilen dilekçede ... ili ve civarında faaliyet gösteren 18 taş ocağının Hazine arazileri üzerinde çalışmalarına devam etmelerine rağmen Milli Emlak İdaresinde herhangi bir kiralama yapmamaları sebebiyle Hazine zararına yol açtıkları iddia edilmiştir.
18. Bu kapsamda 22.12.2004 tarihinde bir kadastro teknisyeni ve iki harita mühendisinden oluşan toplam üç kişilik heyet tarafından mahallinde yapılan tespit sonucu düzenlenen tutanakta daha önce yapılan 29.12.2003 tarihli tespit işleminden de bahsedilerek yapılan değerlendirmelerden sonra sonuç kısmında “ Tüm bu nedenlerden dolayı, söz konusu taş ocakları ile ilgili olarak tespit ve çıkarılan malzeme miktarının belirlenmesi işlemlerinin mümkün olmayacağı anlaşılmıştır” belirlemesi yapılmıştır.
19. Aynı konu ile ilgili olarak ... Valiliği Defterdarlık Milli Emlak Denetmenleri Başkanlığınca düzenlenen 20.07.2009 tarihli raporda da inceleme konusu alanda ... İnş. Mak. Taah. Tic. Ltd. Şirketinin kalker üretimi için maden ruhsatı almış olduğu, 1987 yılından itibaren üretim yapmaya başlayan Şirketin üretimin bir bölümünü çeşitli yıllarda imzalanan rödevans sözleşmeleri ile başkaca şirketlere devrettiği belirtilerek bu şirketlerin isimlerine yer verilmiş olup davalı ... Makine Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi de bu şirketler arasında yer almaktadır.
20. Mevcut dosya kapsamına göre davalının 357 parsel sayılı taşınmazın maliki ve maden ruhsatı sahibi olan dava dışı ... Maden İnşaat Makine Taahhüt Ticaret Limited Şirketi ile yapılan sözleşme kapsamında faaliyetini sürdürdüğü anlaşılmaktadır.
21. Bu dosya kapsamında alınan bilirkişi raporlarında “…dava konusu alanda hangi işletmenin tescil harici alanın neresini ne miktarda kullandığı, hangi şirketin ne kadar malzeme aldığının teknik yönden tespitinin mümkün olmadığı” belirtilmiştir.
22. Aynı alanda üretim yapan dava dışı diğer şirketlere karşı da davacı Hazine tarafından benzer davalar açılmış, ... Asliye Hukuk Mahkemesinin 2009/400 Esas, 2013/71 Karar sayılı dosyasında birleştirilen davalar birlikte görülerek yapılan yargılama sonunda ispatlanamayan davaların reddine karar verilmiş ve temyiz üzerine Yargıtay 4. Hukuk Dairesince onanmıştır.
23. Davaya konu edilen taşınmazlardaki zararın ve zarara davalının sebebiyet verdiği hususunun ispat yükü davacıya aittir. Davalının, maden ruhsatı bulunan 357 no’lu parselin sahibi ile yaptığı sözleşme kapsamında faaliyette bulunduğu, sözleşme kapsamı dışındaki alandan malzeme alıp almadığı ile maden ocağından çıkan taş, kum, çakıl, toprak gibi malzemelerin ne kadarının sözleşme kapsamında bu parselden, ne kadarının tescil harici alandan çıkartıldığının tespitinin mümkün olmadığı, davacı tarafça da bu konuda hiçbir delil gösterilmediği aksine dosyada mevcut ve yukarıda yer verilen (paragraf 18) 2004 tarihli tespit tutanağında da aynı hususun belirtildiği, bu alanda faaliyet gösteren diğer şirketler hakkında açılan davaların da red ile sonuçlandığı, böylelikle tüm dosya kapsamı itibariyle davacının davasını ispatlayamadığı sonucuna varılmıştır.
24. Hâl böyle olunca; mahkemece yukarıda açıklanan hususlara değinilerek verilen direnme kararı usul ve yasaya uygun olup yerindedir.
25. O hâlde; usul ve yasaya uygun olan direnme kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
IV. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının ONANMASINA,
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 440. Maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 19.10.2022 tarihinde oy birliği ile karar verildi.