Logo

Hukuk Genel Kurulu

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi

1. Taraflar arasındaki “Tespit” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, ... Asliye Hukuk Mahkemesince (İş Mahkemesi sıfatıyla) verilen davanın kabulüne ilişkin karara yönelik davalı ... vekilinin istinaf başvurusu üzerine ... Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesince davalı vekilinin istinaf başvurunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararı kaldırılıp düzeltilerek yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine ilişkin verilen karar davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 10. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesince Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.

2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

I. YARGILAMA SÜRECİ

Davacı İstemi:

4. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin kendi nam ve hesabına kahvehane ve otobüs işletmecisi olarak ticari faaliyette bulunuduğunu, 09.07.1986 tarihinden itibaren ... Vergi Dairesinde vergi mükellefiyet kaydının; aynı dönemlerde ... numarasıyla ... Esnaf ve Sanatkarlar Odası ve ... sicil numarası ile ... Şoförler Odası kayıtlarının bulunduğunu, vergi ve meslek oda kayıtlarına rağmen davalı Kurum tarafından davacının Bağ-Kur tescilinin yapılmadığını, vergi kaydı başlangıcı olan 09.07.1986 tarihi itibariyle zorunlu Bağ-Kur sigortalılığı kapsamında değerlendirilmesi zorunluluğu bulunduğunu ileri sürerek zorunlu sigortalılık başlangıç tarihinin vergi dairesine kayıt tarihi olan 09.07.1986 tarihinden itibaren tespitine karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı Cevabı:

5. Davalı ... (Kurum/SGK) vekili cevap dilekçesinde; hukuka aykırı ve mesnetsiz olarak açılan davanın reddini savunmuştur.

İlk Derece Mahkemesinin Kararı:

6. ... Asliye Hukuk Mahkemesi (İş Mahkemesi sıfatıyla) 28.03.2018 tarihli ve 2017/281 E., 2018/102 K. sayılı kararı ile; 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 79. maddesinde düzenlenmiş bulunan hizmet tespitine ilişkin davaların kamu düzenine ilişkin ve re’sen inceleme ilkesine tabi olduğu, çalışma olgusunun sözlü ve yazılı her türlü delille kanıtlanabileceği, davacının 1986 yılında kendi adına işletmecilik yaptığı, 09.07.1986 tarihinde ... Esnaf ve Sanatkarlar Odasına 2512 oda numarasıyla kayıt olduğu, vergi mükellefiyetinin 09.07.1986 tarihinde başladığı ve aynı tarihte bu şekilde çalışmasının bulunduğu, dinlenen davacı tanıklarının beyanları, ... Vergi Dairesi Müdürlüğü ve ... Esnaf ve Sanatkarlar Odası cevabı yazılarından da anlaşıldığı üzere davacının sigortalılık başlangıcının 09.07.1986 tarihi olduğunun sabit olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne, davacının zorunlu sigortalılık başlangıç tarihinin 09.07.1986 tarihi olarak tespitine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin Kararı:

7. ... Asliye Hukuk Mahkemesinin (İş Mahkemesi sıfatıyla) yukarıda belirtilen kararına karşı davalı Kurum vekili tarafından süresi içinde istinaf yoluna başvurulmuştur.

8. ... Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesinin 14.12.2018 tarihli ve 2018/1991 E., 2018/1951 K. sayılı kararı ile; Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 31.05.2017 tarihli 2015/21-840 E., 2017/1042 K. sayılı kararındaki açıklamalara yer verilerek salt 1479 sayılı Kanun kapsamındaki sigortalılık başlangıç tarihinin tespitine yönelik davanın hukukî yarar yokluğundan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 114/1-h ve 115/2. maddeleri uyarınca reddi gerekirken yazılı gerekçelerle davanın kısmen kabule karar verilmiş olmasının usul ve yasaya aykırı olduğu gerekçesiyle ilk derece mahkemesi kararı kaldırılıp düzeltilerek yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Özel Dairenin Bozma Kararı:

9. ... Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesinin yukarıda belirtilen kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

10. Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 22.01.2020 tarihli ve 2019/1802 E., 2020/418 K. sayılı kararı ile; “...V-İLGİLİ HUKUK KURALLARI VE İNCELEME:

Dosya kapsamı incelendiğinde, 04.10.2000 tarihinde Bağ-Kur tescili başlayan davacının, vergi ve oda kaydı dikkate alınarak, Bağ-Kur sigortalılık süresi başlangıcının, 09.07.1986 tarihinden itibaren tespitini istediği anlaşılmaktadır.

Yerel mahkemece, davacının sigorta başlangıç tarihinin 09.07.1986 tarihi olarak tespitine dair verilen kararın davalı vekilince istinaf edilmesi üzerine, ilgili Bölge Adliye Mahkemesince, davacı talebinin bir günlük Bağ-Kur sigortalılık tespiti olduğu kabul edilerek söz konusu karar verildiği anlaşılmış ise de, talebin sigortalılık süresine ilişkin olduğu (oda ve vergi kaydı süreleri dikkate alınmak suretiyle) ve buna göre değerlendirme yapılması gerektiğinden, yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

O hâlde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve ... Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesinin istinaf başvurusunun kabulüne ilişkin kararı bozulmalıdır…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.

Direnme Kararı:

11. ... Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesinin 03.07.2020 tarihli ve 2020/571 E., 2020/1057 K. sayılı kararı ile; bozma ilamı içeriğinde, "davacı talebinin bir günlük Bağ-Kur sigortalılık tespiti olduğu kabul edilerek söz konusu karar verildiği anlaşılmış ise de, talebin sigortalılık süresine ilişkin olduğu"nun belirtilmesine rağmen dava dilekçesinin dava başlıklı kısmında, "sigortalılığının başlangıcının tespiti" ibaresine, dava dilekçesinin dilek başlıklı kısmında "zorunlu sigortalılık başlangıç tarihinin vergi dairesine kayıt tarihi olan 09.07.1986 tarihinden itibaren tespitine" karar verilmesi istemine yer verildiği, ilk derece mahkemesince "davacı ...'nin zorunlu sigortalılık başlangıç tarihinin 09.07.1986 tarihi olarak tespitine," yönelik kurulan hükmün de davacı tarafça istinaf edilmediği, dava dilekçesindeki açık ifadeler ve istem doğrultusunda sigortalılık başlangıç tarihinin tespiti yönünde kurulan hükme karşı kanun yoluna başvurulmaması nedeniyle davalı yararına oluşan usulî kazanılmış hak dikkate alındığında vekil aracılığıyla izlenen davada, davacının açık ifadelerine karşın yorum yoluyla gerçek iradenin sigortalılık süresinin tespiti olduğu yaklaşımıyla sonuca gidilmesine olanak bulunmadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.

Direnme Kararının Temyizi:

12. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

II. UYUŞMAZLIK

13. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacı vekilinin ilk derece mahkemesince verilen Bağ-Kur sigorta başlangıç tarihinin tespiti kararına yönelik istinaf başvurusu bulunmadığı gözetildiğinde davacının talebinin Bağ-Kur sigortalılık başlangıç tarihinin 09.07.1986 tarihi olduğu yönünde mi yoksa oda ve vergi kaydı süreleri dikkate alınmak suretiyle Bağ-Kur sigortalılık süresinin tespitine ilişkin olduğu yönünde mi değerlendirme yapılması gerektiği noktasında toplanmaktadır.

III. GEREKÇE

14. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konuyla ilgili kavram ve yasal düzenlemelere kısaca değinilmelidir.

15. Medeni usul hukukunda hukukî yarar, mahkemede bir davanın açılabilmesi için davacının bu davayı açmakta ve mahkemeden hukuksal korunma istemekte bir çıkarının bulunması gerektiğine ilişkin ilke anlamına gelir. Davacının davayı açtığı tarih itibariyle dava açmakta hukuk kuralları tarafından haklı bulunan (korunan) bir yararı olmalı, hakkını elde edebilmesi için mahkeme kararına ihtiyacı bulunmalıdır.

16. Davacının dava açmakta hukuk kuralları tarafından haklı bulunan (korunan) bir yararı olmalı, hakkını elde edebilmesi için mahkeme kararına ihtiyacı bulunmalı ve davacı mahkemeyi gereksiz yere uğraştırmamalıdır (Hanağası, Emel; Davada Menfaat, Ankara 2009, önsöz VII).

17. Öte yandan bu hukuksal yararın, "hukuki ve meşru", "doğrudan ve kişisel", "doğmuş ve güncel" olması gerekir (Hanağası, s. 135).

18. Hukukî yarar dava şartlarından olup davacının dava açmakta hukuken korunmaya değer bir yararının bulunması gerekir. Bu şart, dava konusuna ilişkin genel dava şartlarından biri olup, davanın esası hakkında inceleme yapılabilmesi ve esas hakkında hüküm verilebilmesi için varlığı gerekli olduğundan olumlu dava şartları arasında sayılmaktadır. Bu nedenle menfaate, davanın dinlenebilmesi (mesmu olması, kabule şayan olması) şartı da denilmektedir (Hanağası, s.19-21).

19. Nitekim 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Dava şartları” başlıklı 114. maddesinin gerekçesinde de "...Maddenin birinci fıkrasının (h) bendinde ise davacının dava açmakta hukukî yararının bulunmasının bir dava şartı olduğu hususu açıkça vurgulanmıştır. Burada sözü edilen hukukî yarardan maksat, davacının sübjektif hakkına hukukî korunma sağlanması hususunda mahkemeye başvurmasında hâli hazırda hukuken korunmaya değer bir yararının bulunmasıdır. Bir başka ifadeyle, davacı hakkına kavuşmak için, hâli hazırda mahkeme kararına muhtaç bir konumda değilse onun hukukî yararının bulunduğundan söz etmek mümkün değildir..." yönünde açıklamalara yer verilmiştir.

20. Bir davada, menfaat (hukukî yarar) ilkesinin dava şartı olarak gözetilmesinin, yargılamanın amacına ve usul ekonomisi ilkesine uygun olacağı her türlü duraksamadan uzaktır.

21. Bu ilkeden hareketle bir davada hukukî menfaatin bulunup bulunmadığı mahkemece, tarafların dava dosyasına sunduğu deliller, olay veya olgular çerçevesinde yargılamanın her aşamasında ve kendiliğinden gözetilmelidir. Böylelikle kişilerin haksız davalar açmak suretiyle dava hakkını kötüye kullanmasına karşı bir güvence de sağlanmış olmaktadır (Pekcanıtez, Hakan: Medeni Usul Hukuku, C.II, 15. Baskı, İstanbul 2017, s. 946-949).

22. Uyuşmazlığın çözümünde, hukukî yarar kavramının tespit davasındaki yansımasının ne olacağının ayrıca irdelenmesi gerekir.

23. Bilindiği üzere mahkemeden istenen hukukî korunmaya göre davalar eda davaları, tespit davaları ve inşai davalar olarak ayrılmaktadır.

24. Eda davalarında, bir şeyin yapılması, bir şeyin verilmesi veya bir şey yapılmaması istenmekte iken; inşai (yenilik doğuran) davalar ile var olan bir hukukî durumun değiştirilmesi, kaldırılması veya yeni bir hukukî durumun yaratılması istenir. İnşai (yenilik doğurucu) davanın kabulü ile yeni bir hukukî durum yaratılır ve hukuksal sonuç genellikle bir yargı kararı ile doğar.

25. Tespit davaları ise bir hukukî ilişkinin var olup olmadığının tespitine ilişkin davalar olup konusunu hukukî ilişkiler oluşturur. Bu dava türü ile bir hukuksal ilişkinin varlığı veya yokluğu saptanmaktadır. Bu davalarda davacının amacı ve dolayısıyla talep sonucu, bir hukukî ilişkinin varlığının ya da yokluğunun veyahut içeriğinin belirlenmesi olup, istemin kabule şayan olabilmesi için bu davanın konusunu oluşturan hukukî ilişkinin var olup olmadığının mahkemece hemen tespit edilmesinde davacının menfaatinin (hukukî yararının) bulunması gerekir.

26. Tespit davası bakımından hukukî yararın bulunup bulunmadığı değerlendirilirken üç şartın birlikte gerçekleşmesi aranmaktadır:

27. Bunlardan ilki; davacının bir hakkı veya hukukî durumu, güncel (hâlihazır) bir tehlike ile tehdit edilmiş olmalıdır. Söz konusu tehdidin genellikle davalıya ait beyanların yahut davranışların sonucu olduğu kabul edilmektedir. Aynı zamanda davacıya yönelen tehdidin barındırdığı tehlike güncel bir nitelik taşımalıdır.

28. İkincisi; bu tehdit nedeniyle davacının hukukî durumu tereddüt içinde olmalı ve bu husus davacıya zarar verebilecek nitelikte bulunmalıdır. Daha önce de ifade edildiği gibi tespit davasına hukukî ilişkilerde yaşanan kaygı, güvensizlik ve endişe durumlarında başvurulmalıdır. Belirtmek gerekir ki, davacının hukukî durumuna ilişkin her türlü tehdit değil ancak zarara yol açacağına kanaat getirilen bir tehdit sebebiyle tespit davası açılabilir.

29. Üçüncüsü ise; yalnız kesin hüküm etkisine sahip olup cebri icraya yetki vermeyen (icraya konulamayan) tespit hükmü, bu tehlikeyi ortadan kaldırmaya elverişli olmalıdır. Tespit davası neticesinde verilen hükümler, kesin hüküm niteliği taşımakla birlikte davacıya icra yetkisi vermez. Bu sebeple davacının hukukî belirsizliğini ortadan kaldırmak için tespit hükmünün en uygun ve en elverişli olduğu durumlarda, davacının tespit davası açmasında hukukî yararının bulunduğu sonucuna varılabilir.

30. Buna göre tespit hükmü davacının içinde bulunduğu hukukî belirsizliği gidermek için bir fayda sağlamadığında ve istenen hukukî koruma için diğer dava türlerinden birinin açılması gerekli olduğunda, hukukî yarar şartının yerine getirildiği söylenemez.

31. Gelinen bu noktada 1479 sayılı Esnaf ve Sanatkârlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu (1479 sayılı Kanun) kapsamında sigorta başlangıcı isteminde hukukî yarar bulunup bulunmadığının açıklığa kavuşturulması yönünden bu konuya kısaca değinilmesi yerinde olacaktır.

32. Sigortalılık başlangıç tarihi, talep eden açısından Kanun kapsamında sigortalı sayılmasını gerektirecek biçimde ilk defa çalışmaya başladığı tarih olmakla birlikte sigortalı açısından önemi "sigortalılık süresi" yönünden taşıdığı değerdir.

33. Sigortalılık başlangıç tarihinin tespiti davası bir (1) günlük çalışmanın tespiti niteliğinde olduğundan hizmet tespiti davasının bir türüdür. Bu dava türleri hizmet tespiti davaları gibi kamu düzenine ilişkindir.

34. 01.03.1965 tarihinde yürürlüğe giren 17.07.1964 tarihli 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nda (506 sayılı Kanun) uzun vadeli sigorta kolları bakımından sigortalılık süresi 108. maddede “Malullük, yaşlılık ve ölüm sigortalarının uygulanmasında nazara alınacak sigortalılık süresinin başlangıcı, sigortalının, yürürlükten kaldırılmış 5417 ve 6900 sayılı Kanunlara veya bu kanuna tabi olarak ilk defa çalışmaya başladığı tarihtir.

Tahsis işlerinde nazara alınan sigortalılık süreleri, bu sürenin başlangıç tarihi ile, sigortalının tahsis yapılması için yazılı istekte bulunduğu tarih, tahsis için istekte bulunmuş olmayan sigortalılar için de ölüm tarihi arasında geçen süredir.” şeklinde düzenlenmiştir.

35. Ayrıca 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nda (5510 sayılı Kanun) uzun vadeli sigorta kolları bakımından sigortalılık süresi 38. maddede “Malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortalarının uygulanmasında dikkate alınacak sigortalılık süresinin başlangıcı; sigortalının, mülga 2/6/1949 tarihli ve 5417 sayılı İhtiyarlık Sigortası Kanununa, mülga 4/2/1957 tarihli ve 6900 sayılı Malûliyet, İhtiyarlık ve Ölüm Sigortaları Hakkında Kanuna, 17/7/1964 tarihli ve 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununa, 2/9/1971 tarihli ve 1479 sayılı Esnaf ve Sanatkârlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanununa, 17/10/1983 tarihli ve 2925 sayılı Tarım İşçileri Sosyal Sigortalar Kanununa, bu Kanunla mülga 17/10/1983 tarihli ve 2926 sayılı Tarımda Kendi Adına ve Hesabına Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanununa ve 8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununa, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun geçici 20 nci maddesi kapsamındaki sandıklara veya bu Kanuna tâbi olarak malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortalarına tabi olarak ilk defa kapsama girdiği tarih olarak kabul edilir. Uluslararası sosyal güvenlik sözleşmeleri hükümleri saklıdır.

Bu Kanunun uygulanmasında 18 yaşından önce malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortalarına tâbi olanların sigortalılık süresi, 18 yaşını doldurdukları tarihte başlamış kabul edilir. Bu tarihten önceki süreler için ödenen malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primleri, prim ödeme gün sayılarının hesabına dahil edilir.

Aylık bağlama işlemlerinde dikkate alınan sigortalılık süreleri, sigortalılığın başlangıç tarihi ile sigortalının aylık bağlanması için yazılı istekte bulunduğu, aylık bağlanması için istekte bulunmayan sigortalılar için ise ölüm tarihi arasında geçen süredir. 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamındaki sigortalılar bakımından sigortalılık süresi; sigortalılığın başlangıç tarihi ile 48 inci maddeye göre yetkili makamdan emekliye sevk onayının alınarak görevi ile ilişiğinin kesildiği ayın son günü arasında geçen süredir.

Vazife malûllüğü aylığı almakta iken, çalışmaya başlamaları nedeniyle haklarında uzun vadeli sigorta hükümleri uygulananlar için malûllük, yaşlılık ve ölüm aylığı bağlanmasında veya toptan ödeme yapılmasında esas alınacak sigortalılık süresi, prim ödeme gün sayısı ve prime esas kazancın hesaplanmasında, vazife malûllüğü aylığı bağlandığı tarihten önceki süreler dikkate alınmaz.” şeklinde düzenlenmiştir.

36. 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu'nun 108. maddesi ve 5510 sayılı Kanun’un 38. maddesi değerlendirildiğinde sigorta başlangıcının yaşlılık aylığından yararlanma şartları arasında olan “sigortalılık süresini” doğrudan etkilediği görülmektedir. Ne var ki 02.09.1971 tarihli 1479 sayılı Esnaf ve Sanatkârlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu ve 17.10.1983 tarihli ve 2926 sayılı Tarımda Kendi Adına ve Hesabına Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanunu kapsamında sigorta başlangıcının talep eden açısından hukukî sonucu olarak “sigortalılık süresini” belirlemesi için etkisi bulunmamaktadır. Çünkü her iki kanun kapsamında da yaşlılık aylığına hak kazanmak için sigortalılık süresi değil primi ödenmiş günler önem arz etmektedir.

37. Öte yandan HMK’nın “Hâkimin davayı aydınlatma görevi” başlıklı 31. maddesine göre, “Hâkim, uyuşmazlığın aydınlatılmasının zorunlu olduğu durumlarda, maddi veya hukuki açıdan belirsiz yahut çelişkili gördüğü hususlar hakkında, taraflara açıklama yaptırabilir; soru sorabilir; delil gösterilmesini isteyebilir.”

38. Hâkimin davayı aydınlatma ödevi olarak ifade edilen bu düzenleme ile doğru hüküm verebilmesi ve maddi gerçeğin bulunabilmesi amaçlanmıştır. Düzenlemede her ne kadar “açıklama yaptırabilir” denilmişse de bunun, hâkimin davayı aydınlatması için bir “ödev” olduğunu kabul etmek gerekir. Çünkü davayı aydınlatma ödevi sayesinde hâkim, iddia ve savunmanın doğru ve tam olarak anlaşılmasını sağlayacak ve bu şekilde doğru olmayan bir kararın verilmesini önleyecektir (Pekcanıtez, Hakan/Atalay, Oğuz/Özekes, Muhammet; Medeni Usul Hukuku, 11. Bası, 2011, s. 248 vd).

39. Bu kapsamda hâkim, önce dava sebebini sorular ve bilgilendirmelerle açıklığa kavuşturup eksiklerini gidermeli, açık olmayan ya da belirsiz bir dilekçeyi yahut taraflar arasında uyuşmazlık konusu ile ilgili olarak ileri sürülen iddiaları açıklığa kavuşturmalıdır. Sonrasında ise tarafların iradesini ve olayları tam içermeyen, belirsizlik ve çelişki içeren hususları, taraf iradesine ve uyuşmazlık konusu somut olaya uygun hâle getirerek bu kapsamda taraflara açıklama yaptırma ve gerektiğinde delil sunmalarını istemek suretiyle yükümlülük yükler ve böylece davayı aydınlatma ödevini yerine getirir.

40. Görüldüğü üzere, hâkimin davayı aydınlatma ödevine ilişkin 31. maddede hâkimin, uyuşmazlığın aydınlatılmasının zorunlu kıldığı durumlarda, maddi veya hukukî açıdan belirsiz ya da çelişkili gördüğü konular hakkında taraflara açıklama yaptırabileceği, soru sorabileceği, kanıt gösterilmesini isteyebileceği belirtilmiştir.

41. Somut olayda; ... Esnaf ve Sanatkarlar Odası kaydı ve Vergi Dairesi Müdürlüğünde mükellefiyet kaydı bulunan davacının 1479 sayılı Kanun’un 4956 sayılı Kanun’un 47. maddesi ile eklenen geçici 18. maddesindeki hüküm gereğince 04.10.2000 tarihinden itibaren Bağ-Kur sigortalısı olarak kayıt ve tescilinin yapıldığı, davacı vekilince vergi kayıtları ve esnaf oda kayıtları dayanak yapılarak eldeki davanın açıldığı anlaşılmaktadır.

42. Şu hâlde yukarıda belirtilen yasal düzenlemeler ve açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; 1479 sayılı Kanun kapsamında sigortalılık başlangıcı talebi yönünden hukukî yarar bulunmadığı göz önüne alınarak HMK’nın 31. maddesinde düzenlenen hâkimin davayı aydınlatma yükümlülüğü gereği davacının talebinin 1479 sayılı Kanun kapsamında bir döneme dair sigortalılık süresinin tespitine ilişkin olup olmadığı açıklattırılarak çıkacak sonuca göre karar verilmelidir.

43. Hâl böyle olunca direnme kararı yukarıda açıklanan bu değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı bozulmalıdır.

IV. SONUÇ:

Açıklanan nedenlerle;

Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda açıklanan bu değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 371. maddesi gereğince BOZULMASINA,

İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 373/2. maddesi gereği dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine 18.10.2022 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.

***