"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : BURSA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 1. HUKUK DAİRESİ
İLK DERECE
MAHKEMESİ : EDREMİT 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL - TAZMİNAT
Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil, alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince verilen davanın kısmen kabulüne ilişkin kararın, davalı ... vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından yapılan inceleme sonucunda; davalı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/(1)-b-2 maddesi gereğince kabulüne kararın kaldırılması ile ... yönünden davanın reddine dair verilen karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosyadaki belgeler incelenerek gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı, maliki olduğu 3 parsel sayılı taşınmazdaki ½ payı üzerine ipotek tesisi ile kredi çekebilmesi için kuzenin eşi olan davalı ...’ı vekil tayin ettiğini, anılan vekilin vekalet görevini kötüye kullanarak taşınmazı el ve işbirliği içerisinde olduğu davalı ...’e onun da kısa bir zaman sonra diğer davalı ...’ye satış suretiyle temlik ettiğini, davalıların kötüniyetli olduklarını, satış bedelinin de ödenmediğini ileri sürerek, tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde taşınmaz bedelinin tahsiline karar verilmesini istemiştir.
II. CEVAP
1. Davalı ..., davaya cevap vermemiştir.
2. Davalı ..., davacıyı tanımadığını, taşınmazı dava dışı emlakçı ... vasıtasıyla bedelini ödemek suretiyle satın aldığını, bir müddet sonra taşınmazın kendisine uzak olması nedeniyle gidip gelmekte zorlanacağı düşüncesiyle yine emlakçı vasıtasıyla sattığını belirterek, davanın reddini savunmuştur.
3. Davalı ..., tarafları tanımadığını, taşınmazı emlakçı vasıtasıyla bedelini ödemek suretiyle satın aldığını belirterek, davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
Edremit 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 09/07/2019 tarihli ve 2017/112 E., 2019/366 K. sayılı kararıyla;dava konusu taşınmazın ilk temlik tarihindeki keşfen saptanan değerinin 139.834,80 TL olduğu, davalı ...’in taşınmazı 42.000,00 TL ye aldığını savunduğu, davalı vekil ...’ın davacıya ödeme yapmadığı, gerçek değer ile satış değeri arasında fahiş fark bulunmasının vekil ... ile ondan temlik alan Hüseyin’in işbirliği içinde olduklarını kanıtladığını, diğer davalı ...’nin taşınmazı emlakçı vasıtasıyla almış olması ve kötüniyetli olduğunun ispatlanmamış olması gerekçesiyle tapu iptal tescil isteminin reddine, 139.834,80 TL tazminatın ilk temlik tarihinden işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılar ... ve Hüseyin’den müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
1. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ... vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
2.İstinaf Nedenleri
Davalı ... vekili, müvekkilinin iyiniyetli olduğunu, davalı vekil ... ile tanışmadığını, dava konusu taşınmazı emlakçı vasıtasıyla bedelini ödemek suretiyle satın aldığını, emlakçının taşınmazın hisseli olması nedeniyle fiyatının uygun olduğunu söylediğini, 65 yaşında muhtarlık görevini ifa ediyor olması nedeniyle uzakta olan zeytinlikle ilgilenemediğini ve emlakçı vasıtasıyla sattığını belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
3. Gerekçe ve Sonuç
Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesinin 27/12/2021 tarihli ve 2019/1878 E., 2021/1843 K., sayılı kararıyla; dinlenen davacı tanığının beyanı, dosya kapsamı, toplanan deliller değerlendirildiğinde davalı ilk el ...’ın dava konusu taşınmazın bulunduğu ilçeye komşu ilçede köy muhtarı olduğu, davacıyı ve davalı vekili tanımadığı, emlakçılık yapan ve tanık olarak dinlenen ... aracılığı ile dava konusu taşınmazı satın aldığı, vekil ...’ın vekalet görevini kötüye kullandığını bilen veya bilmesi gereken kişi olduğu yönünde somut bir olgu ortaya konulamadığı, taşınmaz satış bedelinin tapuda düşük gösterilmesi vekil ile işlem yapan davalının vekil ile el ve işbirliği içerisinde olduğunu göstermeye yeterli olmadığı gerekçesiyle davalı ... vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1.b.2 maddesi gereği kabulü ile kararın kaldırılmasına, dava konusu taşınmazın ½ pay değerinin davalı vekil ...'dan tahsili ile davacıya verilmesine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
1.Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Temyiz Nedenleri
Davacı vekili, dava konusu taşınmazdaki müvekkiline ait ½ payın vekaletnamenin düzenlenmesinden bir gün sonra satıldığını, davalı ...’ın bir ay geçmeden diğer davalı ...’ye sattığını, temlikler arasındaki sürenin çok kısa olduğunu, taşınmazın gerçek değeri ile satış bedelleri arasında fahiş fark bulunduğunu, davalı ...’in ödeme yaptığına dair delil ibraz etmediğini ileri sürerek, kararın bozulmasını istemiştir.
3. Gerekçe
3.1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil olmadığı takdirde alacak istemine ilişkindir.
3.2. İlgili Hukuk
3.2.1. Bilindiği üzere; Borçlar Kanunu'nun temsil ve vekalet aktini düzenleyen hükümlerine göre, vekalet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranış yükümlülüğünden doğar.
6098 s. Türk Borçlar Kanununda (TBK) sadakat ve özen borcu, vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve 506. maddesinde (818 s. Borçlar Kanununun 390.) maddesinde aynen; "Vekil, vekâlet borcunu bizzat ifa etmekle yükümlüdür. Ancak vekile yetki verildiği veya durumun zorunlu ya da teamülün mümkün kıldığı hâllerde vekil, işi başkasına yaptırabilir. Vekil üstlendiği iş ve hizmetleri, vekâlet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür.
Vekilin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alanda iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilin göstermesi gereken davranış esas alınır." hükmüne yer verilmiştir. Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır. Vekâletin kapsamı, sözleşmede açıkça gösterilmemişse, görülecek işin niteliğine göre belirlenir. (TBK'nın 504/1) Sözleşmede vekaletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğü daima mevcuttur. Hatta malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında, dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınması, satacağı kimseyi dahi belirtmesi, ona dürüstlük kuralını, sadakat ve özen borcunu göz ardı etmek suretiyle, makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermez. Vekil edenin yararı ile bağdaşmayacak bir eylem veya işlem yapan vekil değinilen maddenin son fıkrası uyarınca sorumlu olur. Bu sorumluluk BK'de daha hafif olan işçinin sorumluluğuna kıyasen belirlenirken, TBK'de benzer alanda iş ve hizmetleri üslenen basiretli bir vekilin sorumluluğu esas alınarak daha da ağırlaştırılmıştır.
Öte yandan, vekil ile sözleşme yapan kişi 4721 s. Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 3. maddesi anlamında iyi niyetli ise yani vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni bağlar. Vekil vekalet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekalet eden arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz.
Ne var ki, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötü niyetli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, TMK'nın 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hakim tarafından kendiliğinden (resen) göz önünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötü niyeti teşvik etmek en azından ona göz yummak olur. Oysa bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötü niyet korunmamış daima mahkum edilmiştir. Nitekim uygulama ve bilimsel görüşler bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır.
3.3. Değerlendirme
Dosya içeriğine, toplanan delillere, hükmün dayandığı yasal ve hukuksal gerekçeye, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, Bölge Adliye Mahkemesince (IV/3.) nolu paragraftaki gerekçeyle yazılı şekilde karar verilmesinde bir isabetsizlik yoktur.
VI. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA, harç peşin alındığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına, 26/09/2022 tarihinde oybirliğiyle kesin olmak üzere karar verildi.