Logo

1. Hukuk Dairesi

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi

SAYISI : 2020/601 E., 2022/2679 K.

HÜKÜM/KARAR : Ret/Esastan Ret

İLK DERECE MAHKEMESİ : Muğla 2. Asliye Hukuk Mahkemesi

SAYISI : 2017/74 E., 2020/35 K.

Taraflar arasındaki tapu iptali-tescil ve tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.

Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA

Davacı; kendisi ve ölen kardeşinin ortağı olduğu ... İnşaat Taahhüt Turizm Ticaret San.Ltd.Şti’nin bankaya olan borçlarını ödemek için kredi temini amacıyla maliki olduğu 300 parsel sayılı taşınmazdaki 2 nolu bağımsız bölümü ölen kardeşinin kayınpederi olan davalıya bedelsiz devrettiğini, davalı ile aralarında imzaladıkları 13.09.2005 tarihli inanç sözleşmesinde, temin edilen kredi borcunun kendisi tarafından ödeneceğini ve kredi borcu bittikten sonra taşınmazın kendisine geri verileceğinin kararlaştırıldığını, kredi borcunun kendisi tarafından ödenmesine rağmen davalının taşınmazı iade etmediği gibi, taşınmazı boşaltması ve kira talebi ile hakkında icra takibi başlattığını ileri sürerek tapu kaydının iptali ile adına tesciline, haksız yere hakkında yapılan icra takipleri nedeniyle 10.000,00 TL manevi tazminata hükmedilmesini istemiştir.

II. CEVAP

Davalı; davacı tarafça sunulan 13.09.2005 tarihli inanç sözleşmesinin sahte olup davacı tarafça tek başına düzenlendiğini, belge altındaki imzanın kendisine ait olmadığını, banka makbuzlarının sadece ödemeyi gösterdiğini, ödemenin davacı tarafça yapıldığını göstermediğini, anılan dekontların davacının iddiasını kanıtlar nitelikte olmadığını, davacı ile aralarında geçmişte bir belge düzenlenmediğini, konut kredisinin kendisi tarafından kullanıldığını, alınan kredinin de dava konusu taşınmazın satış bedeli olarak davacıya ödendiğini, kredi geri ödemelerinin kendisi tarafından yapıldığını belirterek davanın reddini savunmuştur.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

Muğla 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 16.01.2020 tarihli, 2017/74 Esas, 2020/35 Karar sayılı kararı ile; 13.09.2005 tarihli inanç sözleşmesindeki imzanın davalı tarafça inkar edildiği, Adli Tıp Kurumu tarafından yapılan incelemede belge altındaki imzanın davalıya ait olup olmadığının tespit edilemediği, Söke Jandarma Kriminal Labaratuvarınca imzanın davalının eli ürünü olmadığının belirlendiği, bu durumda imzanın davalıya ait olduğunun ispatlanamadığı, davacı tarafça davalıya yapılan yemin teklifinin yerine getirildiği bu durumda davacının iddiasını yazılı delille ispatlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF

A. İstinaf Yoluna Başvuranlar

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. İstinaf Sebepleri

Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, davacının davalı ile imzaladığı 13.09.2005 tarihli sözleşme gereğince maliki olduğu 2 nolu bağımsız bölümü davalıya devrettiğini, Mahkemece eksik inceleme ile hüküm kurulduğunu, davacının kredi kullanmak amacıyla taşınmazı davalı ...’a inançlı işlem gereği devrettiğini, kullanılan kredinin geri ödeme dekont asıllarının davacı tarafından dosyaya sunulduğunu, bu durumda banka dekontlarının davacının elinde bulunmasının delil başlangıcı niteliğinde olduğunun kabulü ile davacı tarafından dayanılan delillerin araştırılması, tanık dinlenmesi ve tüm bilgi ve belgeler birlikte değerlendirilerek hüküm kurulması gerekirken, anılan hususun göz ardı edildiğini, banka kredi taksitleri ödenirken standart banka dekontu alınarak ödeme gerçekleştirdiğini, o aşamada taraflar arasında bir ihtilaf da bulunmadığından davacı tarafça dekont üzerine ödeyen kişi hakkında bir açıklama yazdırılmadığını, dekont asıllarının davacıda bulunmasının dahi ödemeyi yapanın davacı olduğunun kanıtı olduğunu, Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesince 13.09.2005 tarihli belgede yapılan incelemede , belgedeki imzanın davalının eli ürünü olup olmadığının tespit edilemediğinin belirtildiğini, Adli Tıp Kurumu Başkanlığından anılan belgenin bir üst kurul tarafından incelenmesinin istendiğini, ancak Adli Tıp Kurumunca bu talebin reddedildiğini, Adli Tıp Kurumundan bir sonuç alınamaması üzerine, evrakın incelenmek üzere Söke Jandarma Kriminal Laboratuvarı’na gönderildiğini, burada yapılan inceleme sonucu tanzim edilen raporda, belgedeki imzanın ...’ın eli ürünü olmadığı kanaatinin oluştuğunun bildirildiği, her iki rapor arasında çelişki giderilmeden sonuca gidilmesinin hatalı olduğunu belirterek kararın kaldırılmasını istemiştir.

C. Gerekçe ve Sonuç

İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesinin 12.12.2022 tarihli, 2020/601 Esas, 2022/2679 Karar sayılı kararıyla; somut olayda davacının, davalının damadı olan kardeşi ile birlikte ortak oldukları şirketin bankaya olan borcunu ödemek için davalı ile 13.09.2005 tarihli inanç sözleşmesinin yapıldığını ve dava konusu taşınmazın borç bittiğinde iade edilmek üzere davalıya devredildiğini, kredi borcunun kendisi tarafından ödendiğini, davalının taşınmazı iade etmediğini ileri sürdüğü, davalının da inanç sözleşmesindeki imzanın kendisine ait olmadığını belirterek davanın reddini savunduğu, her ne kadar, davacı tarafça istinaf dilekçesinde banka dekontlarının yazılı delil başlangıcı niteliğinde belge olduğu iddia edilmiş ise de, banka dekontlarında ödemeyi yapanın ... olarak geçtiği, davacının kredi borcunu kendisinin ödediğine dair herhangi bir makbuz veya belge ibraz etmediği, dekontlarda da bu konuda açıklama bulunmadığı, inanç sözleşmesine delil olarak ibraz edilen sözleşme başlıklı belgede ... adı altındaki imzanın Adli Tıp Kurumu raporu ve Söke Jandarma Kriminal Laboratuvarınca düzenlenen raporlar ile davalılının eli ürünü olmadığı tespit edildiğinden, çelişkili rapor bulunmaması nedeni ile 7 kişilik heyetten rapor alınması talebinin de yerinde olmadığı, Adli Tıp Kurumunca ve Söke Jandarma Kriminal Laboratuvarınca düzenlenen raporlar ile sözleşmedeki imzanın davalının eli ürünü olmadığının tespit edildiği, imzanın davalıya ait olduğunun ispatlanamadığı, davacı tarafın yemin teklifinin davalı asil tarafından eda edildiği, iddianın yazılı delille kanıtlanmasının zorunlu olduğu, yazılı delille bunun ispat edilemediği, yemin teklifinin de davalı tarafça eda edilmesi nedeni ile inançlı işleme dayalı tapu devri yapıldığı iddiasının ispatlanamadığı, davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun, HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ

A. Temyiz Yoluna Başvuranlar

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri

Davacı vekili temyiz dilekçesinde, istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü nedenleri tekrarla kararın bozulmasını talep etmiştir.

C. Gerekçe

1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme

Dava, inançlı işlem hukuki nedenine dayalı tapu iptali tescil ve manevi tazminat isteğine ilişkindir.

2. İlgili Hukuk

1. 05.02.1947 tarihli, 20/6 sayılı İçtihadı Birleştirme kararı.

2. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 26 ncı, 27 nci ve 97 nci, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 225 inci, 227 nci, 232 nci ve 190 ıncı, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 6 ncı maddeleri.

3. Değerlendirme

1.Dosya içeriği ve toplanan delillerden; davacının maliki olduğu 300 parsel sayılı taşınmazdaki 2 nolu mesken niteliğindeki bağımsız bölümü 13.09.2005 tarihinde davalı ...’a satış suretiyle devrettiği anlaşılmaktadır.

2.Hemen belirtilmelidir ki; inanç sözleşmeleri, tarafların karşılıklı iradelerine uygun bulunduğu için onlara karşılıklı borç yükleyen ve alacak hakkı veren geçerli sözleşmelerdir. Anılan sözleşmelerde taraflar, sözleşmenin kendilerine yüklediği hak ve borçları belirlerken, inançlı işlemin sona erme sebeplerini, devredilen hakkın inanılan tarafından inanana iade şartlarını, bu arada tabii ki süresini de belirleyebilirler. Bunun dışında, akde aykırı davranışın yaptırımına da sözleşmelerinde yer verebilirler. Buna dair akit hükümleri de TBK'nın 26 ncı ve 27 nci maddelerine aykırılık teşkil etmediği sürece geçerli sayılır.

Uygulamada mesele, 05.02.1947 tarihli, 20/6 sayılı İçtihadı Birleştirme kararı ile ilişkilendirilip bu karar dayanak yapılmak suretiyle çözüme gidilmektedir. İnanç sözleşmesi olarak adlandırılan belgenin sözleşmeye taraf olanların veya inanılanın imzasını içermesi gereklidir. Bunun dışındaki bir kabul, hem İçtihadı Birleştirme kararının kapsamının genişletilmesi hem de taşınmazların tapu dışı satışlarına olanak sağlamak anlamını taşıyacağından kendine özgü bu sözleşmelerle bağdaştırılamaz.

Anılan 05.02.1947 tarihli, 20/6 sayılı İnançları Birleştirme Kararı uyarınca, inançlı işleme dayalı iddianın şekle bağlı olmayan yazılı delille kanıtlanması gerekeceği kuşkusuzdur. Şayet, ispat külfeti kendisinde olan tarafın yazılı bir belgesi yok ancak taraflar arasında gerçekleştirilen mektup, banka dekontu, yazışmalar gibi birtakım belgeler var ise bunların delil başlangıcı sayılacağı ve iddianın her türlü delille kanıtlanmasının olanaklı hale geleceği sabittir. Şayet, delil başlangıcı sayılacak böylesi bir olgu da bulunmuyor ise iddia sahibinin son başvuracağı delilin karşı tarafa yemin teklif etme hakkı olduğu da şüphesizdir.

3.Bilindiği üzere, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 225 inci maddesi; "Yeminin konusu, davanın çözümü bakımından önem taşıyan, çekişmeli olan ve kişinin kendisinden kaynaklanan vakıalardır. Bir kimsenin bir hususu bilmesi onun kendisinden kaynaklanan vakıa sayılır." Aynı Kanun'un 227/2 nci maddesi; “Yemin teklif olunan kimse, yemini edaya hazır olduğunu bildirdikten sonra, diğer taraf teklifinden vazgeçerek başka bir delile dayanamaz ve yeni bir delil de gösteremez.” düzenlemelerini içermektedir.

Anılan madde gerekçesinde, “1086 sayılı Kanun'un 354 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan hüküm aynen kabul edilmiştir. Ancak ikinci fıkra ile, başka delili de olduğu hâlde onlar tam olarak toplanıp değerlendirilmeden yemin teklif edilmesi durumunda, karşı taraf lehine doğan usulî kazanılmış hak gözetilerek ortaya çıkan karışıklığa açıklık getirilmiştir. Bu hüküm gereğince yemin teklif olunan kimse yemini edaya hazır olduğunu bildirdikten veya yemini iade ettikten sonra diğer taraf teklifinden vazgeçerek başka bir delile dayanamaz ve yeni bir delil de gösteremez.” ifadelerine yer verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

Somut olaya gelince; davacı tarafından, davaya konu edilen taşınmaz devri ile ilgili olarak davalıya yemin teklif olunduğu, yeminin davalı tarafından eda edildiği, yeminin kesin delil olması ve HMK’nın 227/2 nci maddesine göre, yemin teklif olunan kimse yemini edaya hazır olduğunu bildirdikten sonra, diğer tarafın teklifinden vazgeçerek başka bir delile dayanamayacağı ve yeni bir delil gösteremeyeceği hususları birlikte değerlendirildiğinde, inançlı işlem iddiası usulünce ispatlanamadığından davacı vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

VI. KARAR

Açıklanan sebeplerle;

Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,

Aşağıda yazılı 247,70 TL bakiye onama harcının davacıdan alınmasına,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

14.05.2024 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.

***