"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2009/300 Esas, 2014/95 Karar
SUÇLAR : Rüşvet alma, rüşvet verme, icbar suretiyle irtikap
HÜKÜMLER : Sanıklardan ...ve ... hakkında rüşvet alma suçundan (4'er kez), ... ve ... haklarında rüşvet verme suçundan (2'şer kez), ... hakkında rüşvet verme suçundan (1 kez) mahkumiyet, ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... haklarında rüşvet alma, ... hakkında irtikap, ... ve ... haklarında rüşvet alma ve irtikap suçlarından beraat, ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... haklarında rüşvet verme suçundan beraat
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama, düzeltilerek onama, bozma
Mahalli mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle dosya incelendi;
Sanıklar ...ve ... haklarında tayin olunan cezaların miktarına göre müdafiilerinin duruşmalı inceleme istemlerinin 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un (5320 sayılı Kanun) 8/1. maddesi gözetilerek 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun (1412 sayılı Kanun) 318. maddesi uyarınca ayrı ayrı REDDİYLE incelemenin duruşmasız olarak yapılmasına suçtan zarar gören Hazine vekili hükümleri temyiz etmiş ise de 02.09.2014 havale tarihli Olur yazısı ekli dilekçesiyle temyizden vazgeçtiği, tebliğname başlığında isimlerine yer verilen sanıklar ... ve ... hakkındaki hükümlerin açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararlara vaki itirazların mahallinde merciince incelenerek bu hususta gerekli kararların verildiği gözetilerek; incelemenin O yer Cumhuriyet savcısının sanıklardan ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... haklarında rüşvet alma, ... hakkında irtikap, ... ve ... haklarında rüşvet alma ve irtikap, ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... haklarında rüşvet verme suçundan kurulan beraat hükümlerine, sanıklar ..., ..., ..., ... ve ... müdafilerinin bu sanıklar hakkında kurulan mahkumiyet hükümlerine, sanıklar ..., ... ve ... müdafilerinin vekalet ücretine münhasır temyiz itirazlarıyla sınırlı olarak yapılmasına karar verildikten sonra gereği düşünüldü:
Gerekçeli karar başlığında, suç adı olarak irtikap yerine suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma olarak yazılması mahallinde düzeltilebilir maddî hata kabul edilmiştir.
1)Sanıklardan ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... haklarında rüşvet alma, ... hakkında irtikap, ... ve ... haklarında rüşvet alma ve irtikap, ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... haklarında rüşvet verme suçundan kurulan beraat hükümlerine yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Sanıkların leh ve aleyhlerindeki toplanan tüm kanıtları inceleyip, irdeleyen ve iddianın reddine ilişkin sebepleri karar yerinde ayrı ayrı gösteren, savunmayı tercih nedenlerini açıklayan, aleyhteki kanıtları hükümlülük için yeterli görmeyen mahkemenin beliren takdir ve kanaati karşısında tebliğnamedeki bozma isteyen düşünceye iştirak edilmemiş, yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre sanıklar ..., ... ve ... hakkında kurulan hükümler yönünden sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
Ancak;
Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 14/5. maddesinde yer alan "Beraat eden ve kendisini vekil ile temsil ettiren sanık yararına Hazine aleyhine maktu avukatlık ücretine hükmedilir" biçimindeki düzenleme nazara alınarak, kendisini vekille temsil ettiren ve beraatine karar verilen sanıklar ..., ... ve ... lehine vekalet ücreti takdir edilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,
Kanuna aykırı, O yer Cumhuriyet savcısı ile sanıklar ..., ... ve ... müdafiilerinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükümlerin 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi de gözetilerek 1412 sayılı Kanun'un 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA ancak bu hususun yeniden duruşma yapılmaksızın aynı Kanun'un 322. maddesine göre düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hüküm fıkrasına "Kendisini vekille temsil ettiren sanıklar ..., ... ve ... için karar tarihindeki Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca takdir edilen 3.000,00 TL'nin Hazineden alınarak adı geçen sanıklara ayrı ayrı verilmesine," ibaresinin eklenmesi suretiyle sair yönleri usul ve kanuna uygun olan hükümlerin DÜZELTİLEREK, delilleri takdir ve gerekçesi gösterilmek suretiyle diğer sanıklar haklarında verilen beraat hükümleri usul ve kanuna uygun olduğundan yerinde görülmeyen O yer Cumhuriyet savcısının temyiz itirazlarının reddiyle hükümlerin DOĞRUDAN ONANMASINA,
2)Sanıklardan ..., ... ve ... haklarında kurulan beraat hükümlerine yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Hükümlerden sonra sanıklardan ...'un 16.11.2022, ...'un 28.10.2024 ...'ın ise 09.05.2021 tarihlerinde vefat ettikleri UYAP sisteminden temin edilen nüfus kayıtlarından anlaşıldığından, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 64 ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 223/8. maddeleri uyarınca bir karar verilmesi lüzumu,
Bozmayı gerektirmiş, O yer Cumhuriyet savcısının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükümlerin 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi de gözetilerek 1412 sayılı Kanun'un 321. maddesi gereği BOZULMASINA ancak bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden aynı Kanun'un 322, 5237 sayılı Kanun'un 64/1 ve 5271 sayılı Kanun'un 223/8. maddeleri uyarınca sanıklar hakkında açılan kamu davalarının ölüm nedeniyle ayrı ayrı DÜŞMESİNE,
3)Sanıklardan ..., ..., ..., ... ve ... haklarında kurulan mahkumiyet hükümlerine yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde ise;
Hükme esas alınan iletişimin tespiti delillerinin Büyükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığının 2008/17975 soruşturma sayılı dosyası kapsamında ekseriyetle "suç örgütü kurma ve buna bağlı olarak örgüt faaliyetleri" suçundan alınan kararlara istinaden elde edildiği, rüşvet suçundan mahkumiyet kararı verilen sanıklardan yalnızca ... hakkında ilk kez 16.12.2008 tarihinde "rüşvet" suçundan iletişimin tespitine karar verildiği, diğer sanıklar hakkında ise atılı suçtan iletişimin tespitlerine yönelik bir karar alınmadığı anlaşılmakla; 5271 sayılı Kanun'un "Tesadüfen elde edilen deliller" başlıklı 138. maddesinin ikinci fıkrasında "Telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi sırasında, yapılmakta olan soruşturma veya kovuşturmayla ilgisi olmayan ve ancak, 135'inci maddenin altıncı fıkrasında sayılan suçlardan birinin işlendiği şüphesini uyandırabilecek bir delil elde edilirse; bu delil muhafaza altına alınır ve durum Cumhuriyet savcılığına derhâl bildirilir." hükmüne yer verilmiş olup, 01.06.2005 tarihinden sonra başvurulacak olan iletişimin denetlenmesi tedbiri sırasında, soruşturma veya kovuşturma ile ilgili olmayan ancak 135. maddenin altıncı fıkrasında sayılan suç ya da suçlardan birisinin işlendiği şüphesini uyandırabilecek delilin elde edilmesi durumunda "tesadüfen elde edilen delil" olarak adlandırılan bu delilin belirtilen suçun soruşturma ve kovuşturulmasında kullanılmasının olanaklı hale getirildiği, bu düzenlemeyle telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi sırasında, soruşturma veya kovuşturmayla ilgili olmayan fakat 135. maddenin altıncı fıkrasında sayılan katalog suç ya da suçlardan birisinin işlendiği şüphesini uyandırabilecek bir delilin elde edilmesi durumunda, söz konusu delilin ceza yargılamasında kullanılabileceğinin kabul edilmiş olması, tedbirin uygulanması sonucunda elde edilen delillerin 135. maddenin altıncı fıkrasında sayılan suçlarla sınırlı olmak kaydıyla, aynı soruşturma ya da kovuşturmayla ilgili suçlar yönüyle öncelikle kullanılabileceğinin kabulünü gerektirdiği diğer yandan 5271 sayılı Kanun'un “Teknik Araçlarla İzleme” başlıklı 140. maddesinin “Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebepleri bulunması ve başka suretle delil elde edilememesi hâlinde, şüpheli veya sanığın kamuya açık yerlerdeki faaliyetleri ve iş yeri teknik araçlarla izlenebilir, ses veya görüntü kaydı alınabilir.” hükmü uyarınca sanıklar hakkında teknik araçlarla izleme kararı verilebilmesi için soruşturma konusu suçun kanunda sayılan suçlardan olması, suçun işlendiği konusunda kuvvetli şüphe sebeplerinin bulunması, başka yolla delil elde edilme olanağının bulunmaması, hakim veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının kararı gerektiği, 5271 sayılı Kanun'un 140. maddesi gereğince alınan teknik araçlarla izleme kararı sonucunda elde edilen delillerin yalnızca bu maddede sayılan katalog suçlar kapsamında yer alan suç bakımından delil olarak kullanılabileceği, katalog suçlar dışında kalan bir suç bakımından ise elde edilen delillerin yargılamada kullanılmasının maddenin 4. fıkrasının açık hükmü karşısında olanaklı olmadığı, buna karşılık 5271 sayılı Kanun'un 138. maddesi, Kanunun "Birinci Kitap Dördüncü Kısım Koruma Tedbirleri Beşinci Bölüm Telekomünikasyon Yoluyla Yapılan İletişimin Denetlenmesi" başlığı altında, aynı Kanun'un 140. maddesi ise Kanun'un "Birinci Kitap Dördüncü Kısım Koruma Tedbirleri Altıncı Bölüm Gizli Soruşturmacı ve Teknik Araçlarla İzleme" başlığı altında düzenlendiğinden, “Tesadüfen elde edilen deliller” başlıklı 138. maddesi teknik araçlarla izlemeyi kapsamadığı gibi Kanunda teknik araçlarla izlemeye ilişkin olarak 138. maddedeki düzenlemeye benzer bir hükme yer verilmediğinden, teknik araçlarla izleme sırasında tesadüfen elde edilen delillerin soruşturma veya kovuşturma sırasında 5271 sayılı Kanun'un 217. maddesi kapsamında delil olarak kullanılmasının olanaklı olmadığı nazara alınarak; "suç örgütü kurma ve buna bağlı olarak örgüt faaliyetleri" suçundan yapılan iletişimin denetlenmesi sırasında tespiti yapılan katalog suçlardan olan rüşvet suçuna ilişkin iletişimin tespiti içeriklerinin 5271 sayılı Kanun'un 138. maddesi uyarınca Cumhuriyet Başsavcılığına bildirilme şekli ve zamanı araştırılıp, kanıt değerinin bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi, iletişimin tespitlerinin ve teknik takiplerin hukuka aykırılığının tespiti halinde bu deliller dışlanarak dosya kapsamındaki diğer deliller değerlendirilmek suretiyle sanıkların hukuki durumlarının ayrı ayrı takdir ve tayin edilmesi gerektiğinin nazara alınmaması,
01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Kanun'un rüşveti tanımlayan ve 05.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun ile değişiklik yapılıncaya kadar yürürlükte kalan 252/3. maddesinde "Rüşvet bir kamu görevlisinin, görevinin gereklerine aykırı olarak bir işi yapması veya yapmaması için kişiyle vardığı anlaşma çerçevesinde bir yarar sağlamasıdır." denilerek sadece nitelikli rüşvete yer verildiği, kamu görevlisinin yapması gereken bir işi yapması ya da yapmaması gereken işi yapmaması için yarar sağlamasının (05.07.2012 tarihine kadar) rüşvet suçu kapsamından çıkarıldığı dikkate alındığında, menfaat karşılığında, dökümü yasak olan yerlere harfiyat dökülmesinin sağlandığı iddialarına yönelik, ilgili sanıklar hakkında bir tespit yapılıp yapılmadığı, buna bağlı olarak idari para cezaları uygulanıp uygulanmadığı araştırılarak, bu yönde bir tespit yahut kesinleşmiş idari para cezası olmaması halinde kamu görevlisi sanıkların görevlerinin gereklerine uygun davranmaları karşılığında menfaat temin etme şeklindeki eylemlerinin 5237 sayılı Kanun'un suç tarihleri itibariyle yürürlükte olan mülga 257/3. maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerektiği, menfaat sağlayan, kamu görevlisi olmayan sanıkların eylemlerinin ise bu suça iştirak niteliğinde olacağı ayrıca rüşvet suçunun oluşabilmesi için bir rüşvet anlaşmasının bulunması, anlaşmanın da işin yapılmasından önce veya en geç yapılması anında olması gerektiği, sübutu kabul edilen rüşvet eylemleri bakımından rüşvet anlaşmasının ne şekilde gerçekleştiğinin her bir olay yönünden karar yerinde ayrı ayrı tartışılıp değerlendirilmesi ve 5237 sayılı Kanun'un mülga 257/3. maddesi kapsamında düzenlenen suç üzerinde durulması sonrasında, sanıkların hukuki durumlarının takdir ve tayini gerekirken, eksik inceleme, yetersiz gerekçe ve yanılgılı değerlendirmeler sonucu yazılı şekilde uygulama yapılması,
Kabule göre de;
Dairemizce de benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26.04.2016 tarihli ve 2014/118 Esas, 2016/208 sayılı Kararında da benzer şekilde belirtildiği üzere rüşvet suçu ile korunan hukuki yarar ve bu bağlamda suçun topluma karşı işlenen suçlar bölümünde düzenlenmiş olması karşısında, bu suçun mağdurunun toplumu oluşturan bireylerin tamamı diğer bir ifadeyle kamu olduğu, eylemin belirli bir kişinin zararına olarak işlenmesi halinde bu kişinin suçun mağduru değil zarar göreni olacağı nazara alınarak, haklarında birden fazla mahkumiyet hükmü kurulan sanıklar hakkında tek suçtan hüküm kurulup zincirleme suç nedeniyle 5237 sayılı Kanun'un 43. maddesi uygulanmak suretiyle artırım yapılarak ceza belirlenmesi yerine, eylemlerinin ayrı suç olarak kabulüyle yazılı şekilde hükümler kurulması,
Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 tarihli ve 2014/140 Esas, 2015/85 sayılı iptal Kararının 24/11/2015 tarihli ve 29542 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanmış olması nedeniyle 5237 sayılı Kanun'un 53. maddesiyle ilgili yeniden değerlendirme yapılmasında zorunluluk bulunması,
Yüklenen suçları 5237 sayılı Kanun'un 53/1-a maddesindeki hak ve yetkileri kötüye kullanmak suretiyle işledikleri kabul edilen kamu görevlisi olan sanıklar hakkında 53/5. maddesi gereğince hak yoksunluğuna karar verilmemesi,
Kanuna aykırı, sanıklar ..., ..., ..., ... ve ... müdafiilerinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi de gözetilerek hükümlerin 1412 sayılı Kanun'un 321 ve 326/son maddeleri uyarınca BOZULMASINA 20.02.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.